Sanayinin Bel Kemiğinde Alarm! – Ekonomi Dünya Dergisi
Son veriler de bu görüşü destekler nitelikte.
Türkiye ekonomisinin bel kemiği olarak nitelendirilen sanayi sektörü, Ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,9 azaldı.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 2,5 düşüş kaydetti.
Sanayideki daralma yalnızca fabrikaların değil, milyonlarca emekçinin geleceğini de tehdit ediyor.
TÜİK verilerine göre 2025 yılında sanayide 6 milyon 578 bin kişi çalıştı.
Ancak aynı yıl sektörde istihdam 168 bin kişi geriledi.
Toplam istihdamın yüzde 20,2’sini oluşturan sanayideki bu gerileme, çalışma hayatı açısından yeni riskleri beraberinde getiriyor.
Üretim işçinin ücretinden ailenin sofrasına, tedarikçiden esnafa, ihracattan ülkenin ekonomik bağımsızlığına kadar uzanan geniş bir zincirin temelini oluşturuyor.
Üretim düştüğünde fabrikalar daha az çalışıyor.
Siparişler azalıyor, kapasite kullanımı geriliyor.
İşletmeler önce fazla mesailerinde düzenleme yapıyor.
Vardiyaları azaltabiliyor daralma uzadığında işe alımlar durabiliyor, işten çıkarmalar gündeme gelebiliyor.
Etki, yalnızca fabrikada çalışan işçiyle de sınırlı kalmıyor; nakliyeciden küçük işletmeye kadar geniş bir kesim bu süreçten etkilenebiliyor.
Sanayideki gerileme bu nedenle yalnızca bir üretim verisi olarak tek başına yeterli olmaz.
Üretim kaybı, gelir kaybına ve iş güvencesinin zayıflamasına dönüşebiliyor.
Sanayi istihdamındaki düşüşün sürmesi, ekonomik büyümenin niteliği ve istihdam yaratma kapasitesi açısından da önemli bir uyarı…
Peki, Sanayi Üretiminin Canlanması İçin Hangi Adımlar Atılmalı?
Yatırım teşvikleri çok önemli.
Fabrikaların kurulmasını ve üretim kapasitesinin artırılmasını desteklemek gerekiyor.
Ancak yüksek faiz politikası nedeniyle iş dünyası finansmana erişemiyor.
Erişenin de kârı faize gidiyor.
Yani üretici kazandığı 100 liranın 87 lirasını faize veriyor.
Bu durum üretimi daralttığı gibi yatırım planlarının ise rafa kalkmasına neden oluyor.
İş dünyası finansmana erişim kolaylığı talep ediyor.
Bakalım Merkez Bankası’nın Ekim ayı toplantısından faiz indirim kararı çıkacak mı?
Şimdi bir de geçmişi hatırlayalım.
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş yıllarında sınırlı sanayi altyapısını geliştirmeyi ve temel ihtiyaçlarını kendi kaynaklarıyla karşılayabilmeyi hedefledi. 1930’lu yıllarda devlet öncülüğünde kurulan fabrikalar, uygulamaya konulan sanayi planları ve kamu yatırımları, ülkenin üretim kapasitesini artırma çabasının önemli parçalarıydı.
Bu yaklaşımın temelinde yalnızca ekonomik büyüme değil, bağımsız bir üretim yapısı oluşturma hedefi de bulunuyordu.
Çünkü sanayi; tarımdan madenciliğe, ulaşımdan ticarete kadar birçok sektörü besleyen, istihdam yaratan ve teknolojik gelişmeyi destekleyen bir alan.
1980 sonrasında ise Türkiye ekonomisi ihracata dayalı büyüme ve dışa açılma yönünde önemli bir dönüşüm geçirdi.
Bu süreçte sanayi politikaları da değişti.
İhracatın geliştirilmesi ve uluslararası rekabet önem kazanırken, yerli üretimin niteliği, ithal girdilere bağımlılık ve sanayinin istihdam yaratma kapasitesi de tartışılması gereken başlıklar arasında yer aldı.
Bugün bu tartışmanın merkezinde şu soru bulunuyor: Türkiye, üretim kapasitesini ve sanayi istihdamını uzun vadede güçlendirebiliyor mu?
TÜİK’in 9 Ekim 2026’da açıkladığı verilere göre sanayi üretimi Ağustos ayında yıllık yüzde 1,9, aylık yüzde 1 azaldı.
İmalat sanayisindeki yıllık düşüş ise yüzde 2,5 olarak kaydedildi.
Bu rakamlar, üretimin farklı sektörlerdeki seyrinin ve sanayinin karşı karşıya olduğu koşulların yakından izlenmesi gerektiğini gösteriyor.
Üretimdeki daralma uzun süre devam ettiğinde işletmelerin yatırım ve işe alım kararları üzerinde baskı oluşabilir.
Siparişlerin azalması, kapasite kullanımının düşmesi ve maliyetlerin yükselmesi, üreticilerin çalışma düzenlerini yeniden değerlendirmelerine neden olabilir.
Bunun istihdama etkisi her sektörde aynı anda ve aynı ölçüde ortaya çıkmasa da üretim ile istihdam arasındaki ilişki göz ardı edilemez.
Sanayi politikası, yalnızca büyüme rakamlarını değil, ülkenin üretme gücünü ve milyonlarca insanın çalışma hayatını da ilgilendiriyor.
Bugün ise biz erken sanayisizleşme tehlikesini konuşuyoruz.
Kaynak: EkonomiDünya