TİM Başkanı Gültepe: İhracatta maliyet baskısı büyüyor
İhracatçının rekabet gücünde maliyet alarmı
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, Türk sanayisinin küresel pazarlardaki rekabet gücünü zayıflatan en önemli unsurun üretim maliyetlerindeki hızlı artış olduğunu belirterek ihracatın geleceği için uyarıda bulundu.
TİM ile PwC Türkiye iş birliğinde hazırlanan “İhracatta Rekabetçiliğin Geliştirilmesi” raporu, Türkiye’nin üretim kapasitesi ve ihracat tecrübesine rağmen fiyat rekabetinde yaşadığı kaybı ortaya koydu.
Dokuz ana imalat sanayisi sektörünü kapsayan çalışma, Türk ihracatçısının maliyet baskısı nedeniyle uluslararası pazarlarda giderek daha fazla zorlandığını gösterdi.
Gültepe, mevcut tablonun yalnızca bugünkü satışları değil, şirketlerin geleceğe yönelik yatırım ve dönüşüm kapasitesini de tehdit ettiğine dikkat çekti.
Türkiye ile rakip ülkeler arasındaki maliyet farkı açıldı
TİM ve PwC Türkiye tarafından hazırlanan raporda otomotiv, kimya, makine, elektrik-elektronik, tekstil, hazır giyim, çelik, demir dışı metaller ve mobilya sektörleri incelendi.
İkiden fazla yüz ürün grubunun değerlendirildiği çalışmada, 20’den fazla rakip ülkenin maliyet, verimlilik, teknoloji, lojistik, teşvik ve insan kaynağı verileri karşılaştırıldı.
Gültepe, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısına, Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına yakınlığına, esnek üretim kabiliyetine ve hızlı teslimat avantajına rağmen bu özelliklerini küresel rekabet üstünlüğüne dönüştürmekte zorlandığını ifade etti.
Sorunun merkezinde işçilik, enerji, finansman, ham madde ve lojistik maliyetlerindeki yükselişin bulunduğunu belirten Gültepe, Türkiye ile rakip ülkeler arasındaki makroekonomik farklılaşmanın ihracatçının fiyatlama gücünü aşındırdığını vurguladı.
Asgari ücret ve enerji maliyetleri döviz bazında yükseldi
Raporda yer alan verilere göre, 2019-2025 döneminde Türkiye’de ortalama yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 38 seviyesinde gerçekleşirken karşılaştırmaya alınan rakip ülkelerde ortalama enflasyon yüzde 8’i aşmadı.
Aynı dönemde Türkiye’de asgari ücret yüzde 1.290, ham madde ve ara malı fiyatları yüzde 1.250, enerji fiyatları ise yüzde 1.490 arttı.
Dolar kurundaki yükselişin yüzde 860’ta kalması, üretim maliyetlerinin döviz cinsinden de belirgin biçimde artmasına yol açtı.
Gültepe’nin aktardığı verilere göre, dolar bazında enerji maliyetleri yüzde 74, asgari ücret maliyeti yüzde 51, genel maliyetler ise yüzde 55 yükseldi.
Sektörel karşılaştırmalar da maliyet baskısının boyutunu ortaya koydu.
Makine ürünlerinin dolar bazındaki üretim maliyeti 2022’ye göre yüzde 60 artarken bu oran hazır giyimde yüzde 58, mobilyada yüzde 55 olarak hesaplandı.
Maliyetlerdeki artış, Türk üreticilerinin uluslararası pazarlarda fiyat avantajını korumasını güçleştirirken fiyat rekabetinin yoğun olduğu sektörlerde baskıyı daha da artırdı.
Küresel ihracattaki pay yüzde 0,98’e düştü
Türkiye’nin maliyet dezavantajı, küresel ticaretteki konumuna da yansıdı.
Gültepe’nin paylaştığı verilere göre, Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı pay iki yılda yüzde 1,08’den yüzde 0,98’e geriledi.
Pazar kaybının üretim ve istihdam üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Gültepe, imalat sanayisinde sigortalı çalışan sayısının dört yılda 480 bin azaldığını belirtti.
Türkiye’nin uzun yıllar kaliteli ürünü uygun fiyat ve hızlı teslimatla sunan bir üretim merkezi olarak öne çıktığını hatırlatan Gültepe, maliyet yapısındaki bozulmanın bu avantajı zayıflattığını ifade etti.
İhracattaki gerilemenin yalnızca satış rakamları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine işaret eden tablo, üretim kapasitesinin kullanımı ve sanayide istihdamın korunması açısından da rekabetçiliğin önemini ortaya koyuyor.
Polonya, dokuz sektörün yedisinde rakip konumunda
Raporda Türkiye’nin karşı karşıya olduğu rekabet baskısının yalnızca Asya’daki düşük maliyetli üreticilerden kaynaklanmadığına dikkat çekildi.
Avrupa pazarlarında faaliyet gösteren üreticiler de Türk firmalarının karşısına güçlü rakipler olarak çıkıyor.
Polonya’nın incelenen dokuz sektörün yedisinde Türkiye’nin rakibi konumunda bulunması, Avrupa içindeki rekabetin boyutunu gözler önüne serdi.
Asya ülkelerinin fiyat avantajı, Avrupa’daki üreticilerin ise kendi pazarlarına yakınlık ve rekabet koşulları üzerinden oluşturduğu baskı, Türk ihracatçısının aynı anda birden fazla cephede mücadele etmesini gerektiriyor.
Gültepe: Pazar kaybeden firma dönüşüme kaynak ayıramaz
Mustafa Gültepe’ye göre Türkiye’nin ihracatta kalıcı başarı sağlaması için teknoloji, araştırma-geliştirme (Ar-Ge), inovasyon, tasarım, markalaşma ve ikiz dönüşüm yatırımlarını hızlandırması gerekiyor.
Ancak bu yatırımların yapılabilmesi, firmaların öncelikle pazarlardaki konumlarını koruyabilmesine bağlı.
Gültepe, fiyat rekabetçiliğinin dönüşümün ön koşulu olduğunu belirterek pazar kaybeden şirketlerin yeni teknolojilere ve ürün geliştirmeye kaynak ayırmakta zorlandığını vurguladı.
Rekabet gücündeki aşınmanın devam etmesi halinde Türkiye’nin uzun vadeli ihracat hedeflerine ulaşmasının güçleşebileceğine dikkat çeken Gültepe, üretim ve ihracatı destekleyecek politikaların öncelik kazanması gerektiğini ifade etti.
Dokuz sektör için 189 politika adımı önerildi
Rapor, imalat sanayisinin rekabet gücünü artırmak amacıyla dokuz sektör için toplam 189 politika adımı öneriyor.
Sektörlere özel önerilerin yanı sıra tüm sektörleri ilgilendiren ortak başlıklar da öne çıkıyor.
Hedef pazarlarda kalıcı konum elde edilmesi, kamu desteklerinin katma değer ve performans temelinde yapılandırılması, Ar-Ge ve inovasyon teşviklerinin güçlendirilmesi ve Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi bu başlıklar arasında yer alıyor.
Önerilerin hayata geçirilmesinin, firmaların yalnızca maliyet baskısını yönetmesine değil, daha yüksek katma değerli üretime geçmesine de katkı sağlaması hedefleniyor.
İhracatta çift haneli büyüme için rekabet koşulları belirleyici
Türkiye’nin üretim potansiyeline ve 160 bini aşkın üyeden oluşan ihracatçı ailesine güvendiğini belirten Gültepe, üç-dört yıl önceki rekabet koşullarının yeniden sağlanması halinde ihracatta yıllık çift haneli artışların mümkün olabileceğini ifade etti.
TİM Başkanı’nın değerlendirmeleri, ihracatta sürdürülebilir büyümenin yalnızca yeni pazarlara ulaşmakla sınırlı olmadığını gösteriyor.
Üretim maliyetlerinin kontrol altına alınması, fiyat avantajının yeniden kazanılması ve firmaların teknoloji yatırımlarını sürdürebilmesi, Türkiye’nin küresel ticaretteki payını artırmasının temel koşulları arasında bulunuyor.
Raporda ortaya konulan 189 politika önerisinin uygulamaya nasıl yansıyacağı ise Türk sanayisinin önümüzdeki dönemdeki rekabet performansı açısından önem taşıyor.
Kaynak: EkonomiDünya