Cumhuriyet’in 103. yılında Türkiye Ekonomisi

Savaşlardan çıkmış, sanayi altyapısı oldukça sınırlı, üretimin büyük ölçüde tarıma dayandığı ve sermaye birikiminin yetersiz olduğu bir ülkede kalkınmanın temellerini atmak kolay değildi.

Ancak Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleştirilen sanayileşme hamleleri, kurulan fabrikalar, geliştirilen ulaşım altyapısı ve oluşturulan finansal kurumlar, Türkiye’nin ekonomik dönüşümünün başlangıcını oluşturdu.

Bugün Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlarken çok daha büyük, üretim kapasitesi gelişmiş ve dünya ekonomisiyle bütünleşmiş bir Türkiye’den söz ediyoruz.

Ancak geçen bir asırda elde edilen kazanımlar, ekonomik kalkınma yolculuğunun tamamlandığı anlamına gelmiyor.

Aksine küresel ekonomide yaşanan teknolojik dönüşüm, enerji rekabeti ve değişen ticaret dengeleri, Türkiye’nin önüne yeni fırsatlar ve sorumluluklar koyuyor.

Cumhuriyet’in ilk yüzyılında temel hedef üretim kapasitesini oluşturmak ve ekonomik bağımsızlığı güçlendirmekti.

İkinci yüzyılda ise bu birikimi daha yüksek katma değerli üretime, kalıcı ekonomik istikrara ve toplumun tamamına yayılan sürdürülebilir refaha dönüştürmek gerekiyor.

Ekonomik istikrar olmadan kalıcı refah mümkün mü?

Türkiye ekonomisinin son yıllardaki en önemli sorunlarından biri yüksek enflasyon olmaya devam ediyor.

Eylül 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu %29,73 seviyesinde gerçekleşti.

Geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla enflasyonda gerileme yaşanması önemli olmakla birlikte, fiyat istikrarına ulaşmak için hâlâ uzun bir yolumuz bulunuyor.

Enflasyonun yüksek seyretmesi yalnızca günlük yaşam maliyetlerini artırmıyor.

Tasarrufların değerini, işletmelerin yatırım kararlarını ve uzun vadeli ekonomik planlamayı da olumsuz etkiliyor.

Özellikle sabit gelirli kesimlerin satın alma gücündeki aşınma, ekonomik büyümenin toplumun geniş kesimleri tarafından hissedilmesini zorlaştırıyor.

Bu nedenle enflasyonla mücadelede para politikasının kararlılıkla uygulanması kadar kamu maliyesinin de bu süreci desteklemesi gerekiyor.

Tarımsal üretimde verimliliğin artırılması, enerji maliyetlerinin azaltılması ve lojistik altyapısının geliştirilmesi gibi yapısal adımlar ise fiyat istikrarının kalıcı hâle gelmesine katkı sağlayabilir.

Ekonomik istikrarın bir diğer önemli ayağını kamu maliyesi oluşturuyor. 2026 yılının ilk dokuz ayında merkezi yönetim bütçe açığı 1,84 trilyon TL’ye ulaştı.

Kamu harcamalarının büyüklüğü kadar niteliği de önem taşıyor.

Eğitim, teknoloji, enerji ve altyapı gibi uzun vadede üretim kapasitesini artıran yatırımları korurken verimliliği düşük harcamaları azaltmak, mali disiplinin sürdürülebilirliği açısından önemli.

Diğer taraftan Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde yıllık bazda %2,3 büyüdü.

Ancak büyümenin sürdürülebilirliği açısından yalnızca oranlara değil, büyümenin hangi sektörlerden kaynaklandığına da bakmak gerekiyor.

Özellikle sabit sermaye yatırımlarındaki sınırlı artış, üretim kapasitesini ve verimliliği artıracak yatırımların önemini ortaya koyuyor.

Türkiye’nin önümüzdeki dönemde ihtiyacı olan büyüme modeli, yalnızca tüketim ve kısa vadeli talep artışına dayanan bir yapı değil; yatırımları, teknolojiyi, verimliliği ve ihracatı merkeze alan bir ekonomik dönüşüm olmalı.

Dışa bağımlılığı azaltmadan ekonomik bağımsızlık tamamlanabilir mi?

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında ekonomik bağımsızlığın en önemli unsurlarından biri sanayileşmeydi.

Bugün ise ekonomik bağımsızlık, üretim kapasitesinin yanında enerji, teknoloji ve finansman alanlarında dışa bağımlılığın azaltılmasını da gerektiriyor.

2026 yılının ağustos ayı itibarıyla Türkiye’nin yıllıklandırılmış cari işlemler açığı 42,1 milyar dolara ulaştı.

Eylül itibarıyla yıllıklandırılmış dış ticaret açığı ise yaklaşık 96 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Bu rakamlar, Türkiye’nin üretim ve tüketim yapısındaki ithalat bağımlılığının önemini koruduğunu gösteriyor.

Özellikle enerji, ara malı ve yüksek teknolojili ürünlerde dış kaynaklara duyulan ihtiyaç, ekonomik büyümenin hızlandığı dönemlerde dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturabiliyor.

Bu nedenle dış ticaret açığını azaltmanın yolu yalnızca ihracat miktarını artırmaktan geçmiyor.

İhraç ettiğimiz ürünlerde yerli katma değeri yükseltmek, kritik üretim girdilerini rekabetçi biçimde yurt içinde geliştirmek ve uluslararası pazarlarda daha yüksek fiyatla satılabilen ürünler üretmek gerekiyor.

Bu noktada enerji sektörü stratejik bir öneme sahip.

Eylül 2026 itibarıyla Türkiye’nin elektrik kurulu gücü 127 bin megavatı aşarken yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu güç içindeki payı %63,1’e ulaştı.

Güneş ve rüzgâr enerjisinde gerçekleştirilen yatırımlar, enerji dönüşümünde önemli bir kapasite oluşturulduğunu gösteriyor.

Ancak elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların payının artması, toplam enerji ihtiyacında dışa bağımlılığın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Petrol ve doğal gaz başta olmak üzere ithal enerji kaynakları, dış ticaret dengesi ve üretim maliyetleri üzerinde etkili olmaya devam ediyor.

Önümüzdeki dönemde yerli enerji kaynaklarının geliştirilmesi, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması ve enerji depolama teknolojilerinin yaygınlaştırılması gerekiyor.

Bunun yanında güneş paneli, batarya, rüzgâr türbini ve güç elektroniği gibi alanlarda yerli üretim kapasitesinin artırılması da büyük önem taşıyor.

Çünkü enerjide bağımsızlık yalnızca enerji üretmek değil, o enerjiyi üretecek teknolojiyi de geliştirebilmek anlamına geliyor.

Savunma sanayiindeki başarıyı ekonominin geneline yaymak

Türkiye’nin son yıllarda önemli gelişme kaydettiği alanlardan biri savunma sanayii. 2026 yılının eylül ayı itibarıyla son 12 aylık savunma ve havacılık sanayii ihracatının 10,9 milyar dolara ulaşması, sektörün uluslararası rekabet gücünde geldiği noktayı gösteriyor.

İnsansız hava araçlarından radar sistemlerine, elektronik harp teknolojilerinden deniz platformlarına kadar birçok alanda geliştirilen üretim kabiliyetleri, Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme potansiyelini ortaya koyuyor.

Ancak savunma sanayiindeki gelişmelerin asıl ekonomik değeri yalnızca ihracat rakamlarında değil, oluşturduğu mühendislik birikiminde ve teknoloji geliştirme kapasitesinde yatıyor.

Bu alanda kazanılan yazılım, elektronik, sensör, ileri malzeme ve haberleşme teknolojilerinin otomotiv, sağlık, enerji ve diğer sanayi kollarına aktarılması, Türkiye’nin genel üretim kapasitesini önemli ölçüde güçlendirebilir.

Nitekim Türkiye’nin yüksek katma değerli üretimde daha ileri bir seviyeye ulaşması gerekiyor. 2026 yılının ilk dokuz ayında yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayii ihracatı içindeki payının yaklaşık %3,7 seviyesinde kalması, bu alanda alınması gereken mesafeyi gösteriyor.

Orta-yüksek teknolojili üretimde elde edilen kapasiteyi daha ileri teknoloji alanlarına taşımadan, küresel değer zincirinde daha güçlü bir konuma ulaşmak kolay görünmüyor.

Yarı iletkenler, yapay zekâ, biyoteknoloji, robotik sistemler, ileri malzemeler ve endüstriyel yazılım gibi alanlarda yapılacak yatırımlar, önümüzdeki yılların ekonomik rekabetinde belirleyici olacak.

Bunun için araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi, üniversiteler ile sanayi kuruluşları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve geliştirilen teknolojilerin ticarileştirilmesine yönelik finansman olanaklarının artırılması gerekiyor.

Cumhuriyet’in ilk yüzyılında fabrikalar kurarak sanayileştik.

İkinci yüzyılda ise kendi teknolojisini geliştiren, markalarını oluşturan ve yüksek katma değer üreten bir ekonomi hâline gelmek zorundayız.

Ekonomik büyüme toplumun tamamına yansımalı

Ekonomik kalkınmanın başarısını yalnızca milli gelir büyüklüğü veya ihracat rakamları üzerinden değerlendirmek yeterli değil.

Asıl önemli olan, yaratılan ekonomik değerin istihdama, satın alma gücüne ve yaşam standartlarına ne ölçüde yansıdığı.

Eylül 2026 itibarıyla Türkiye’de işsizlik oranı %8,4 seviyesinde gerçekleşirken genç işsizliği %14,8 ve atıl işgücü oranı %31,2 oldu.

Özellikle atıl işgücünün yüksekliği, ekonominin mevcut insan kaynağından yeterince yararlanamadığını gösteriyor.

Türkiye’nin genç nüfusunu ekonomik avantaja dönüştürebilmesi için yalnızca daha fazla iş oluşturması değil, daha nitelikli ve yüksek verimlilik sağlayan istihdam alanları geliştirmesi gerekiyor.

Bu noktada eğitim sisteminin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.

Mesleki eğitimden üniversitelere kadar eğitim yapısının üretim sektörlerinin ihtiyaçlarıyla daha güçlü biçimde ilişkilendirilmesi, dijital becerilerin geliştirilmesi ve kadınların işgücüne katılımını artıracak uygulamaların yaygınlaştırılması, uzun vadeli kalkınmanın temel unsurları arasında bulunuyor.

Diğer taraftan ekonomik büyümenin gelir dağılımına yansıması da önemli.

Yüksek enflasyonun satın alma gücü üzerindeki etkisinin azaltılması, verimlilik artışının reel ücretlere yansıması ve fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi, toplumun ekonomik kalkınmadan daha dengeli biçimde yararlanmasını sağlayabilir.

Çünkü güçlü bir ekonomi yalnızca daha fazla üreten değil, ürettiği değeri kalıcı refaha dönüştürebilen ekonomidir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında nasıl bir ekonomi?

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Türkiye’nin önceliği ekonomik bağımsızlığını güçlendirmek, sanayileşmek ve üretim kapasitesini artırmaktı.

Bugün ise bu hedefler farklı bir boyut kazanmış durumda.

Artık yalnızca üretmek değil, daha verimli üretmek; yalnızca ihracat yapmak değil, daha yüksek katma değer ihraç etmek; yalnızca büyümek değil, büyümenin yarattığı refahı kalıcı hâle getirmek gerekiyor.

Bunun için kısa vadede fiyat istikrarının sağlanması, kamu maliyesinin güçlendirilmesi ve dış finansman ihtiyacının azaltılması öncelikli olmalı.

Uzun vadede ise enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, savunma sanayiinde elde edilen teknolojik birikimin diğer sektörlere yayılması, yüksek teknolojili üretimin artırılması ve insan sermayesinin geliştirilmesi ekonomik kalkınmanın temelini oluşturmalı.

Elbette bu dönüşüm yalnızca ekonomik hedeflerin belirlenmesiyle gerçekleşmeyecek.

Güçlü kurumlar, öngörülebilir ekonomi politikaları, hukuki güvenlik, rekabetçi piyasalar ve uzun vadeli yatırım anlayışı da bu sürecin vazgeçilmez unsurları olacak.

Cumhuriyet’in ilk yüzyılında yokluklar içerisinde ekonomik bağımsızlığın temelleri atıldı.

İkinci yüzyılda ise bu bağımsızlığı teknolojik yetkinlikle, enerji güvenliğiyle, üretimde verimlilikle ve toplumun tamamına yayılan sürdürülebilir refahla güçlendirmemiz gerekiyor.

Cumhuriyet’in ekonomik mirasına sahip çıkmanın en anlamlı yolu, geçmişte elde edilen kazanımlarla yetinmek değil; gelecek nesillere daha üretken, daha rekabetçi ve daha müreffeh bir Türkiye bırakmaktır.

Çünkü Cumhuriyet’in ikinci yüzyılındaki ekonomik başarımız, yalnızca ne kadar büyüdüğümüzle değil, ne kadar değer ürettiğimiz ve bu değeri gelecek nesillere nasıl aktardığımızla ölçülecek.

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.

Kaynak: EkonomiDünya

AKBNK Akbank 62,50 ₺ ▼ -0,79% GARAN Garanti 127,60 ₺ ▲ +0,71% YKBNK Yapı Kredi 35,06 ₺ ▲ +1,68% HALKB Halkbank 41,76 ₺ ▼ -3,20% ISCTR İş Bankası 11,98 ₺ ▼ -1,16% SKBNK Şekerbank 3,09 ₺ ▼ -2,52% BIMAS BİM 355,25 ₺ ▼ -2,60% MGROS Migros 425,50 ₺ ▼ -0,41% MPARK MLP Sağlık 381,25 ₺ ▼ -1,17% TAVHL TAV 256,25 ₺ ▲ +0,69% THYAO THY 246,30 ₺ ▼ -2,46% TKNSA Teknosa 10,75 ₺ ▼ -3,67% AHGAZ Aksa Gaz 46,48 ₺ ▲ +1,04% AKENR Akenerji 6,33 ₺ ▼ -1,40% ENJSA Enerjisa 109,00 ₺ ▼ -3,71% GWIND Galata Wind 16,78 ₺ ▼ -0,47% ODAS Odaş 4,39 ₺ ▼ -3,94% ZOREN Zorlu Enerji 1,16 ₺ ▼ -3,33% ALARK Alarko 93,35 ₺ ▼ -1,01% ANHYT Anadolu Hayat 88,25 ₺ ▼ -0,17% ECZYT Eczacıbaşı Yat. 145,80 ₺ ▼ -6,66% GEDIK Gedik Yat. 4,77 ₺ ▲ +1,27% IHLAS İhlas Holding 0,69 ₺ ▼ -1,43% KCHOL Koç Holding 196,40 ₺ ▼ -1,70% AEFES Anadolu Efes 15,82 ₺ ▼ -0,50% ASTOR Astor 158,90 ₺ ▼ -9,97% ASUZU Anadolu İsuzu 36,50 ₺ ▼ -1,93% GLRMK Alarko GYO 105,80 ₺ ▼ -0,28% HEKTS Hektaş 1,68 ₺ ▲ +6,33% KARSN Karsan 6,50 ₺ ▼ -4,41% ASELS Aselsan 352,25 ₺ ▼ -1,74% LINK Link Bilgisayar 2,72 ₺ ▼ -2,86% FORTE Forte 74,70 ₺ ▼ -2,67% PENTA Penta Teknoloji 8,06 ₺ ▼ -2,54% TCELL Turkcell 91,05 ₺ ▼ -0,11% TTKOM Türk Telekom 46,92 ₺ ▼ -0,80% AKBNK Akbank 62,50 ₺ ▼ -0,79% GARAN Garanti 127,60 ₺ ▲ +0,71% YKBNK Yapı Kredi 35,06 ₺ ▲ +1,68% HALKB Halkbank 41,76 ₺ ▼ -3,20% ISCTR İş Bankası 11,98 ₺ ▼ -1,16% SKBNK Şekerbank 3,09 ₺ ▼ -2,52% BIMAS BİM 355,25 ₺ ▼ -2,60% MGROS Migros 425,50 ₺ ▼ -0,41% MPARK MLP Sağlık 381,25 ₺ ▼ -1,17% TAVHL TAV 256,25 ₺ ▲ +0,69% THYAO THY 246,30 ₺ ▼ -2,46% TKNSA Teknosa 10,75 ₺ ▼ -3,67% AHGAZ Aksa Gaz 46,48 ₺ ▲ +1,04% AKENR Akenerji 6,33 ₺ ▼ -1,40% ENJSA Enerjisa 109,00 ₺ ▼ -3,71% GWIND Galata Wind 16,78 ₺ ▼ -0,47% ODAS Odaş 4,39 ₺ ▼ -3,94% ZOREN Zorlu Enerji 1,16 ₺ ▼ -3,33% ALARK Alarko 93,35 ₺ ▼ -1,01% ANHYT Anadolu Hayat 88,25 ₺ ▼ -0,17% ECZYT Eczacıbaşı Yat. 145,80 ₺ ▼ -6,66% GEDIK Gedik Yat. 4,77 ₺ ▲ +1,27% IHLAS İhlas Holding 0,69 ₺ ▼ -1,43% KCHOL Koç Holding 196,40 ₺ ▼ -1,70% AEFES Anadolu Efes 15,82 ₺ ▼ -0,50% ASTOR Astor 158,90 ₺ ▼ -9,97% ASUZU Anadolu İsuzu 36,50 ₺ ▼ -1,93% GLRMK Alarko GYO 105,80 ₺ ▼ -0,28% HEKTS Hektaş 1,68 ₺ ▲ +6,33% KARSN Karsan 6,50 ₺ ▼ -4,41% ASELS Aselsan 352,25 ₺ ▼ -1,74% LINK Link Bilgisayar 2,72 ₺ ▼ -2,86% FORTE Forte 74,70 ₺ ▼ -2,67% PENTA Penta Teknoloji 8,06 ₺ ▼ -2,54% TCELL Turkcell 91,05 ₺ ▼ -0,11% TTKOM Türk Telekom 46,92 ₺ ▼ -0,80%
⚠️ Veriler 15 dakika gecikmeli olarak gösterilmektedir.